17 Mayıs 2011 Salı

sıfır noktası




ne kadarıma kadar kazıyabilirim aklımı? yangında ilk kurtarılacaklar listesi yapmaya başlamıştım hemen öncesinde,
geride bırakabileceklerimi seçip ayırıyor, yanımda kalacakları sınıflandırıyordum.. işte tam bu noktada sınıfta kalmamın
an meselesi olduğunun farkına vardım.. anıları unutmak yaşamadığım anlamına gelmiyor, ancak unutabildikçe yaşadıklarımın
öneminin kalmadığı gerçeği ile birlikte anı fazlalıklarımdan kurtulmak adına çöp ev ihbarında bulundum..

bazen kurtarılmak gibisi yoktur..

oraya indiğimde;

yoksun'culuk oynanarak geçirilmiş bir hayatın dürülmüş hesabıydım..


susku keskin olmakla birlikte, kesik onarımında da kullanabilir..

anılarımı kaybettim, hükümsüzdür!!!

11 Mayıs 2011 Çarşamba

öykünme

açısı yok bakışımın..
naiflik, boyun eğerek değil; rüzgara yatık da yaşayabilmekte..

5 Mayıs 2011 Perşembe

sarpa sardığında an..

"bir kere yalan söyledim,
dişlerim söküldü..
gerçek nedir, sorsan
peltekliğimden söz edebilirim ancak"

hayatın boşluklarını kolaçan ederek yaşıyorum.. çatlaklara tam oturuyor olmam omurgasızlığıma bir işaret sayılabilir mi? gecenin tahammülümü aştığı zamanlarda, nereye sığınsam olmuyor olmam, karanlıkla parlatılan bir zihnin kırıntılarına gebe olabilir mi?

her kimse olabiliyorken ben, kaç kişilik temkinli olmalıyım?


bilmek, büyük bir yanılgı olarak düşüyor güne.. okuduğunu anlamayan çocukların, çok pekiyili karnelerinin sahteciliği.. yuvarlanıyor üstüme sınavlar, kendimi sınamakla meşgulüm öğretmenim!ev ödevlerimi dikkatle defterime kaydediyorum, bir gün yapıp getireceğim, öncelikle kendimi temize çekmeli..
yolda olduğuma emindim, "doğru"luk henüz münazara konusu seçilmedi..


yol-a,
engerek kıstırarak belleğime
akreple aşık atmaya
çıkmıştım

yol,
ne oldu
da

yol-dan
kendimi sokarak
çıktım...


bir yarı yıl tatili eksik.. nerede, nasıl, kimlerle .. hangi ara kısıp gözlerimi güneşe tapınırcasına bakarak ben görüngü dünyanın reddine varmıştım.. ne sanıyordum, iki üç kitap okuyup, dudaklarımın enine yarılmasından mütevellit ses çıkarabiliyorum diye.. dünya ne sanıyordu kitapları, müziği, sanatı.. insan ucuzladıkça neden değeri artıyordu küratör argümanlarının?


biri kenara çekip, kulağımı hangi yönden bükmem gerekeceğini gösterebilir mi?

farkı var mıdır basamaklarda enine ya da boyuna dolanıyor olmanın, enideki sonunda başını kaldırıp baksa, genişlemiş de doluşturamamış olmanın rehaveti ile iç geçirir miydi boyunu alıp gitmiş olanlara? boyuna giden, şimdi karınca kadar görünüyorken geldiği yer, bir zamanlar tam da orada bulunmuş olmanın verdiği hazımsızlıkla sövebilir miydi boyuna?


ikmale kalmadığı halde bütün yaz ders çalışan bir çocuk, bütün kış çalışmayıp da ikmale kalmış olsa daha az acıyor olurdu içi..

SEN BENİ NE SANIYORSUN Dünya?
kaşif olmaya çıktığım yolda, ucuz bir fotoğrafçıyım..
bu flash sana patlasın

"bir boşluk buluyorum, kaya
yarığından içine,
uğulduyorum,kaya
beni duyuyor mu?
kaya,
doğuruyor mu?"